Bilimin Sınırlarında Bir İnsanlık Hikayesi
1967 yılında, İngiltere’de genç bir kadın gökyüzünü dinliyordu. O sırada 24 yaşındaydı ve Cambridge Üniversitesi’nde doktora yapıyordu. Adı Jocelyn Bell Burnell idi. Gecelerce, dev bir radyo teleskobunun ürettiği çizgileri kâğıt kâğıt inceliyor, gökyüzünden gelen sinyalleri analiz ediyordu. Bir gün, alışılmadık bir şey fark etti: Saniyede birkaç kez düzenli aralıklarla gelen bir “bip” sesi.
Bu sinyal, o güne kadar bilinen hiçbir doğal kaynağa benzemiyordu. Hatta ilk başta ekip ona esprili bir şekilde “Little Green Men” (Küçük Yeşil Adamlar) adını verdi, çünkü bu kadar düzenli bir sinyalin başka bir uygarlıktan geliyor olması mümkündü.
Ama gerçek çok daha etkileyiciydi.
Bu sinyaller, daha önce hiç keşfedilmemiş pulsar adı verilen bir gök cisminden geliyordu. Pulsarlar, bir süpernovanın ardından kalan ve saniyede yüzlerce kez dönen nötron yıldızlarıydı. Jocelyn, evrenin en yoğun ve en garip nesnelerinden birini keşfetmişti.
Ancak hikâye burada bitmedi. 1974 Nobel Fizik Ödülü, bu keşifle ilgili olarak danışmanı Antony Hewish’e verildi. Jocelyn’in adı listede yoktu. O sessiz kaldı. Yıllar sonra ona bu haksızlık sorulduğunda şu sözleri söyledi:
“Ben bilim yapmaya geldim, ödül toplamaya değil.“
Bugün Jocelyn Bell Burnell, bilim tarihinde bir simge haline geldi. Kadınların, gençlerin, suskunların ve gökyüzünü tutkuyla izleyen herkesin ilham kaynağı oldu.